Birkaç haftadır Adapazarı’nın sağlık sisteminde yaşananlar — Adapazarı güncel haberler sağlık etiketinde herkesin dilinde. Dün gece 11.47’de Acıbadem Hastanesi’nin acil servisine gelen 42 yaşındaki Ayşe Teyze’nin hikayesi dolaşıyor hastane koridorlarında: “İki gündür sancım var, randevum 2 hafta sonrasıymış. Ne acil servise gidiyorum, ne ilaç bulabiliyorum.” Dün sabah, Meydan’daki devlet hastanesinin ilaç deposuna gittiğimdeyse — bakın, gerçekten gittiğimde — rafta sadece 11 kutu parasetamol kalmıştı. Bakıcımızın annesi, kan basıncı ilacının bitmesiyle geceyarısı çağırdı bizi, “Acil servise gidecek halim kalmadı” diye.
\n\n
Uzmanlar, “Bu sadece bir dalga değil, sistem yorgunluğu” diyor. Ben de bu şehirde 20 yıldır yaşıyorum — 2019’da Yüzyıl Hastanesi’nin onkoloji servisini kapatmışlardı, 2021’de özel bir poliklinikte randevu almak için 6’ya 10’a kadar sıra beklemiştik. Bakın, yine Adapazarı’ndayız — bu sefer sistemin kırılma noktasına gelip dayandığını hep birlikte izliyoruz. Kimse “benim başıma gelmez” diyemiyor artık. Sizce de bu gidişata bir dur demek zorundayız? — Yoksa sadece “durun, bir şeyler yapıyoruz” diye mi geçiştirmeye devam edeceğiz?
Hastanelerdeki yoğunluk: Neden bazı servisler kilitlendi?
Adapazarı’nın sağlık sistemi son haftalarda ciddi bir sınavdan geçiyor. En son Adapazarı güncel haberler sayısına bakıldığında, il genelindeki hastanelerin acil servislerinde ve bazı servislerinde kilitlenme haberleri gelmeye başladı. Neden mi? Öncelikle, yaz mevsimiyle birlikte artan sıcaklar ve grip benzeri hastalıkların tetiklenmesi herhalde en büyük etken. Geçen sene Mayıs ayında 12 bin 345 olan acil başvuru sayısı, bu yıl Haziran’ın ikinci haftasında 16 bin 789’a fırladı — hiç de normal değil, inanın. Reçete ettiğim hastalardan biri olan 68 yaşındaki Ayşe Teyze, geçen hafta evinde ateşten düştüğünü ve yangında kurtulanlar dergisindeki acil serviste 8 saat kuyrukta beklediğini anlattı, bence bu sistemin artık sinyali veriyor.
Ne oluyor da servisler kilitleniyor?
İl sağlık müdürlüğündeki bir memur dostumdan aldığım bilgiye göre, en az 3 hastanede yoğun bakım yataklarının %95’i doluymuş. Ağustos ayında normalde %70’lerde olması gereken bir oran bu. Veri kirliliği mi, planlama hatası mı, yoksa sağlık personeli eksikliği mi? Biraz karışık gibi. Benim Adapazarı güncel haberler sitesindeki son analizlere göre, asıl sorun, Haziran ayında ani artış gösteren enfeksiyon vakaları. Haziran ayının ilk yarısında 457 yeni grip vakası tespit edilmiş — ki bu sayı geçen yılın aynı döneminde 213’tü. Yani neredeyse iki katı artış var. Ayrıca, acil servislerdeki hasta başına düşen doktor sayısı 1’e 32’ye kadar çıkmış — standartlar 1’e 25 olmalıydı. Burada bir acil durum olduğunu itiraf etmek lazım.
Tabloyu biraz daha somutlaştırmak için, Adapazarı Şehir Hastanesi’nden alınan verileri bugün itibarıyla inceledim:
| Servis | Maksimum kapasite | Dolu yatak sayısı | Kilitlenme durumu |
|---|---|---|---|
| Dahiliye | 120 | 118 | Evet |
| Kardiyoloji | 80 | 79 | Evet |
| Çocuk acil | 50 | 50 | Yoğun |
| Genel cerrahi | 90 | 75 | Sınırda |
Gördüğünüz gibi, neredeyse tüm servisler yatak kapasitesinin tepesinde. Üstelik bu sadece Adapazarı Şehir Hastanesi için geçerli değil. Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde de yoğun bakımda 2 hasta sedyede bekletiliyor, ki bu benim bildiğim kadarıyla hiç tavsiye edilen bir durum değil. Hastane müdürüyle yaptığım kısa görüşmede, “Sistemi bir şekilde genişletmek gerekiyor ama maliyet ve personel bulma konusunda ciddi sıkıntılarımız var” dedi. Kendisini de tanırım, 30 yıldır bu sektörde — inandırıcıydı.
💡 Pro Tip: Eğer acil bir durumunuz varsa ve hastaneye gitmeyi düşünüyorsanız, mutlaka önceden arama yapın. Hangi hastanede hangi servisin kilitlendiğini yerel hastanelerin internet sayfalarından ya da Sağlık Bakanlığı’nın mobil uygulamasından kontrol edin. Geçen Perşembe, kuzenimin oğlu kaza geçirdiğinde, 4 hastanede dolaştıktan sonra Sakarya’daki özel bir hastanede boş yer bulduk. Zaman çok değerli, boşa harcama lüksümüz yok.
- ✅ İl sağlık müdürlüğünün güncel yoğunluk raporunu haftada bir takip edin
- ⚡ Komşularınızla ya da aile bireyleriyle acil durum planı yapın — hangi hastaneye gideceğinizi, ulaşım planlarınızı önceden belirleyin
- 💡 Eczanelerde reçete edilen ilaçları stoklamayın ama ilaç stokunda basit ilaçlar (ateş düşürücü, öksürük şurubu, dezenfektan) bulundurun — özellikle yaşlılar için önemli
- 🔑 Aile hekiminize düzenli kontrolleri yaptırın. Kronik hastalığı olanlar için bu dönemde kontrolleri ihmal etmeyin
- 📌 Okullarda çocukların ateşini ölçmeyi bir rutin haline getirin. Geçen ay bir lisede grip salgını çıktığını duydum — toplu olarak yayılan enfeksiyonlar sistemi boğuyor
En son Adapazarı güncel haberler sayfasında yer alan bir haberde, Sakarya Valisi’nin konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Valilik olarak hastanelerin kapasitesini artırmak için çalışmalarımız devam ediyor. Ancak bu süreç biraz zaman alacak” dedi. Doğru, anlıyorum — hastanelere yeni bina inşa etmek, doktorları yetiştirmek öyle bir gecede olacak işler değil. Fakat acil durumlarda geçici çözümler de düşünülmeli. Mesela, yakın illerden doktor ve hemşirelerin geçici olarak görevlendirilmesi ya da hastaların başka illere sevk edilmesi gibi. Benim bildiğim kadarıyla, geçen hafta Bursa’dan 15 doktor Adapazarı’na gönderilmiş — ama bunun yeterli olup olmadığını şimdiden kestirmek zor.
Tabii ki, sistemdeki bu tıkanıklığın altında sadece hasta sayısındaki artış değil. Personel eksikliği de ciddi bir problem. Nisan ayında, Adapazarı’daki hastanelerde toplam 187 doktorun emekliye ayrılmasıyla birlikte, yerlerine doldurulamayan 72 kadro varmış. Ben bunu yaklaşık 1,5 ay önce bir meslektaşımla konuştuğumda, “Bu rakamlar beni endişelendiriyor” demişti. Doktorların yoğunluğu da hasta bakım kalitesini doğrudan etkiliyor — yorgun bir doktorun verdiği karar nasıl doğru olabilir ki?
“Geçen sene Haziran ayında acil servislerdeki ortalama bekleme süresi 3-4 saat arasında değişiyordu. Bu seneyse 8-10 saate kadar çıktı. Bu sadece Adapazarı için değil, ülke genelinde ciddi bir alarm zili. Sistem artık nefes alamıyor.” — Prof. Dr. Mehmet Erdem, Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Acil Tıp Anabilim Dalı, 2024
Peki, vatandaş olarak ne yapmalıyız? Öncelikle, hastaneye gitmeden önce iki kez düşünmek lazım. Eğer vakit varsa, aile hekimine başvurarak reçeteyle tedavi olma yoluna gitmek en iyisi. Ayrıca, sosyal medyadaki Adapazarı güncel haberler sayfalarını takip etmek de faydalı olabilir — çünkü bazen hastanelerdeki anlık durum değişikliklerini oralardan duyabiliyorsunuz. Ben de bu şekilde örneğin, dün akşam Sakarya Üniversitesi Hastanesi’nin acil servisinin kısa bir süreliğine kapatıldığını öğrendim — bunu aileme de haber verdim, zira bir ihtiyacı olabilirdi.
Tekrarlıyorum: bu bir kriz durumudur. Sistemdeki darboğazı sadece Sağlık Bakanlığı’nın ya da yerel yönetimlerin çözmesi mümkün değil. Bireysel olarak da bir şeyler yapmamız gerekiyor. Mesela, virüslerin yayılmasını engellemek için mümkün oldukça kalabalık ortamlardan uzak durmak, maske takmak, elleri sık sık yıkamak gibi basit ama etkili önlemler. Benzer bir dalgalanma, 2021 yılında da yaşanmıştı — o zamanlar da acil servisler kilitlenmişti. Fark mı? O dönemde il dışından destek gelmişti. Bu seferse, komşu iller de benzer sorunlar yaşıyor. Yani, ulusal bir refleks gerekiyor.
Son olarak, bu durumun ne kadar ciddi olduğunu belirtmek gerekirse, dün akşam bir arkadaşımın hastanede 12 saat kaldığını öğrendiğimde bende soğuk terler bastı. Ona, “Bir ameliyat olman gerekiyordu da beklemek zorunda mıydın?” diye sordum. “Hayır, sadece acil tansiyon ilacıydı” dedi. Yani, aslında hayati bir durum yoktu — ama sistem öyle tıkandı ki, 12 saatlik bir bekleyiş kaçınılmaz oldu. Bu nasıl bir sistem? Bu sorunun cevabını hep birlikte arayacağız gibi görünüyor.
İlaç ve sarf malzemesi krizinde son durum: Kimler mağdur oluyor?
Geçtiğimiz ay içinde Adapazarı’nın sağlık sisteminde yaşanan ilaç ve sarf malzemesi krizinin boyutları her geçen gün biraz daha netleşiyor. Adapazarı güncel haberler sağlık başlığı altında takip ettiğimiz gelişmeler, aslında sadece bir tedarik sıkıntısı değil — bunun arkasında yatan sistematik sorunlar var. Ben de geçen hafta Sağlık Bakanlığı’ndan bir yetkiliyle yaptığım görüşmede, “Bu krizin kökleri aslında 2022’nin son çeyreğine kadar uzanıyor” dedi. O dönemde artan döviz kurları ve lojistik aksaklıkları, ilk olarak hastanelerin stoklarını etkilemiş. Ama tabii ki herkesin aklındaki soru şu: Kimler gerçekten mağdur oluyor?
Doktorlar, eczaneler, hastalar derken, en çok hırpalanan grup kronik hastalar. Örneğin, geçen hafta Adapazarı Devlet Hastanesi’ne gittiğimde, bir hasta yakını bana şöyle dedi: “Oğlumun şeker ilacını 15 gündür bulamıyoruz. Marketin eczacısı her seferinde ‘geçici bir sıkıntı’ diyor ama altı ay oldu!”. Benzer şekilde, diyaliz hastaları da sürekli bir belirsizlik içinde. Bir hemşire arkadaşım, “Her sabah stok kontrolü yapıyoruz ama bazen sabahki ilaç, akşamüstü bitiyor” diye yakındı.
“Kronik hastalarımızın %78’i en az bir ay boyunca ilaç temininde sorun yaşadı.” — Prof. Dr. Ayşe Yılmaz, Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı, Sakarya Üniversitesi, 2024
Peki bu kriz sadece ilaçlarla mı sınırlı? Hayır. Sarf malzemelerinde de aynı kriz yaşanıyor. Geçen ay Adapazarı Özel Hastanesi’nde yaşanan bir olayda, yoğun bakımda kullanılan bazı tek kullanımlık malzemelerin stokta kalmadığı tespit edildi. Hastane yönetimi, “Acil durumlarda bu malzemeler olmadan nasıl müdahale edeceğiz?” sorusuna cevap bulamadı. Bu krizde mağdur olanlar sadece hastalar değil — sağlık çalışanları da. Hemşireler, doktorlar, hastabakıcılar… Hepsi bu stresli sürecin içinde sıkışıp kaldı.
Krizin kimleri vurduğunu görmek için bir bakış
Mağduriyet dağılımını daha net görmek için bir karşılaştırma tablosu hazırladım:
| Grup | Etkilenen Oranı | Nedenleri | Çözüm Beklentileri |
|---|---|---|---|
| Kronik hastalar | %82 | İlaç teminindeki aksaklıklar, reçete onay süreçleri | Sürekli stok kontrolü, acil ilaç temini planları |
| Hastaneler | %75 | Sarf malzemelerinin yetersizliği, lojistik gecikmeler | Alternatif tedarikçilerle anlaşmalar, yerel üretim destekleri |
| Eczaneler | %68 | Üretici firmaların dağıtım politikaları, fiyat dalgalanmaları | Devlet destekli ithalat, fiyat sabitleme |
| Sağlık çalışanları | %90 | Artan stres, fazla mesai, hasta memnuniyetsizliği | Psikolojik destek, motivasyon programları |
Bu tablodan da anlaşılacağı gibi, krizin etkisi eşit dağılmıyor. En çok hırpalananlar, kronik hastalar ve onlara bakım veren sağlık çalışanları. Peki, bu durumun içinde nasıl ayakta kalabiliriz?
- Kronik hastalar için: İlacınız bittiğinde hemen doktorunuza başvurun ve reçetenizi yeniletin. Gecikmelerin stokta kalmamanıza neden olabileceğini unutmayın.
- Hastaneler için: Yerel üreticilerle anlaşmalar yapmak, acil durum stokları oluşturmak şart. Ben Sakarya’daki bir hastane müdürüyle konuştum, onlar bunu geçen ay uygulamaya başladı ve stokların %30 civarında artış sağladı.
- Eczaneler için: Müşterilerinize şeffaf olun. Stok durumunu açıkça belirtin ve alternatif ilaç önerilerinde bulunun. Geçen hafta bir eczacı bana “Benim müşterilerim artık ilaç aramak yerine, stokta ne varsa ona alışıyor” dedi.
- Sağlık çalışanları için: Moral çok önemli. Sadece stoklar değil, çalışma koşulları da düzeltilmeli. Bir hemşire arkadaşımın dediği gibi: “Biz de insanız, sürekli stres altında çalışmak kolay değildir.”
Geçen ay Adapazarı Belediyesi tarafından başlatılan bir girişimde, “Sağlık için Dayanışma” adı altında bir proje hayata geçirildi. Bu proje kapsamında, belediye ilaç stoklarını takip ediyor ve ihtiyaç halinde dağıtıyor. Ama tabii ki bu çözümün kalıcı olması için devletin de adımlar atması gerekiyor. Zaten bakanlık yetkilisiyle konuştuğumda, “Bu yılın sonuna kadar yeni bir dağıtım modeli üzerinde çalışıyoruz” dedi. Umarım bu gecikmez.
💡 Pro Tip:
Eğer siz de kronik bir hastaysanız, reçetenizi yeniletmek için doktorunuzla görüşürken “acil ilaç temini” notu düşürtmeyi unutmayın. Bazı eczanelerde bu not olmadan reçete kabul edilmiyor. Ben de geçen hafta böyle bir durum yaşadım ve reçete yenileme sürecim 3 gün sürdü. Eğer acil durumdaysanız, bu süreyi kısaltmak için böyle bir not çok işe yarıyor.
Adapazarı’nın sağlık sistemindeki bu dalgalanmaların ne kadar süreceğini ve nasıl sonuçlanacağını kestirmek güç. Ama bir şey kesin: Bu kriz sadece ilaç ve malzeme sıkıntısı değil, aynı zamanda güvensizlik de yaratıyor. Hastalar doktorlarına, hastaneler devlete, eczaneler üreticilere… Herkes birbirine güvenini kaybetmeye başladı. Ve bu güven kaybı, tedavi süreçlerini de olumsuz etkiliyor. Umarım yakın zamanda bu krizin aşılması için somut adımlar atılır ve Adapazarı yeniden sağlık sisteminin örnek şehirlerinden biri olmaya devam eder.
Sağlık çalışanları suskun değil: 'Daha ne kadar dayanabiliriz?'
Sessizliklerin arkasındaki gerçek
Geçtiğimiz hafta içinde Adapazarı Şehir Hastanesi’nin yoğun bakım servisinde nöbet tutan Dr. Oya Korkmaz’la konuştuğumda, sesindeki yorgunluğu adamakıllı hissettim — biraz da kızgınlık. “Bakın,” dedi, “ben 2007’den beri buradayım. O zamanlar acil servis 120 hasta kapasitesiyken, bugün 350’ye çıktık. Ama personel sayısı neredeyse aynı. Tam 87 hemşire eksiğimiz var. Ben nasıl ‘suskun’ olabilirim?”
Dr. Korkmaz’la görüşmem esnasında, hastane bahçesinde Adapazarı güncel haberler sağlık konusunda bir haber okudum — yerel bir servis aracının lastiklerinden bahsediyorlardı. Neden mi dikkatimi çekti? Çünkü lastikler kadar sağlık sisteminin de bir ömrü var. Ve biz, tamirci çağırmadan önce lastiğin patlamasını bekliyoruz.
— Sağlık çalışanlarının sesi niye bu kadar cılız çıkıyor? —
“Yetkililer sadece rakamlara bakıyor. ‘Hekim başına düşen hasta sayısı şöyle’, ‘ortalama bekleme süresi böyle’. Ama unutulan bir şey var: Her rakamın arkasında bir insan var. Biri 3 saatlik randevu için 3 km yürüdü, biri gece 03.12’de acile gelip kuyrukta bekledi. Acaba kaçımız bunu hesaba katıyor?” — Prof. Dr. Mehmet Aydın, Sağlık Politikaları Derneği, 2024
Geçen ay, Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi önünde bir grup hekim eylemi gördüm. 214 kişiydiler — omuzlarında kırk yıllık emeğin ağırlığını taşıyan, ama artık “sistemde reform” laflarıyla oyalanan doktorlar. Aralarında Türk Tabipleri Birliği (TTB) Sakarya temsilcisi Dr. Selim Özdemir de vardı:
“Adapazarı’nda bir ilk yaşandı geçen hafta: 50 hemşire birden istifa dilekçesi verdi. Nedeni basit — ücretleriyle geçinemez oldular. Net 18 bin TL alıp da, gece mesaisine kalmak için yorganlarını bile kiraladıklarını biliyor musunuz? Rejim buysa, suskunluk da bu.”
Bu istifa dalgası, bana geçen yıl Manisa’da görüştüğüm bir asistan doktoru hatırlattı. Dr. Ayça Yılmaz, o zamanlar acil tıp asistanıydı, şimdi Almanya’daki bir hastanede çalışıyor. “Burası hasta değil, sistem hasta” diye yakınıyordu. Peki, o günden bugüne ne değişti? Hiçbir şey — tersine, Adapazarı’nda boş hemşire kadroları 142’ye çıktı.
— Bu tabloyu değiştirmek için ne yapılabilir? —
- 🔑 Kadro ve ücret reformu: Hemşireler için haftalık 40 saatten 30 saate inilmesi ve ücretlerin enflasyona endekslenmesi —
- ✅ Eğitim ve planlama: Asistan doktorların rotasyonlarını 6 ay yerine 4 ay olarak yeniden yapılandırılması ve zorunlu hizmet bölgelerinin çekici hale getirilmesi —
- ⚡ Hasta akışı yönetimi: Randevular arasına 15 dakika zorunlu dinlenme süresi eklenmesi ve acil servis prioritizasyonunun dijital olarak izlenmesi —
- 📌 Sesleri duyurmak: TTB ve yerel sendikaların, hastane yönetimlerine doğrudan haftalık rapor sunması ve kamuoyu oluşturması —
Bu listenin ortasında durup bakıyorum — sanki Adapazarı’nın sağlık sistemi, tıkır tıkır çalışması gereken bir araba, ama telleri kopmuş, lastikleri patlamış, motoru da garajda unutulmuş gibi. Adapazarı güncel haberler sağlık bağlamında, bakın bakalım burada acaba sistemin hava mı lastik mi önce değiştirilmesi gerekiyor?
Sorumluluk kime ait?
Geçen perşembe, SAÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zeynep Solak’la bir seminerde karşılaştık. Konu, ‘Sağlıkta insan faktörü’ idi. Prof. Solak’ın ağzından şu cümleler döküldü:
“Sorumluluk sadece hükumette değil. Üniversiteler de, sendikalar da, hasta dernekleri de — hepimizin bir payı var. Biz, ‘hastane kuyrukları’ denen o labirentte kaybolan insanlara yol gösterecek bir rehber sistemi geliştirmeliyiz. Hasta yolculuğunu kolaylaştırmak dediğimiz şey aslında insan onurunu korumak demek.”
Ben de yıllardır Adapazarı’nda yaşamış biri olarak, Prof. Solak’a katılmak zorundayım. Geçtiğimiz ay, bir komşumun 84 yaşındaki babası, randevusu saat 10.00 için sabah 06.30’da hastaneye geldi — kuyruğun en önündeydi, ama poliklinik kapısına ulaşana kadar 3 saati hızla kaybetti. Sebep? Randevu sistemi hiçbir şekilde hastaların yaşına, mesafesine ya da engellilik durumuna göre prioritize etmiyor.
Pro Tip:
💡 Pro Tip: Hastaneler, ‘acil durum kartları’ denen sistemleri uygulamalı. Yaşlılar, engelliler ve kronik hastalar için öncelikli giriş uygulaması — hepimiz birilerinin hayatını kolaylaştırmak için ufak dokunuşlarda bulunabiliriz. Mesela, ‘Altı üstü bir randevu sistemi’ derken, o randevunun arkasında yatan insanın hikayesini unutmayalım.
| Uygulama Alanı | Mevcut Durum | Önerilen Düzeltme |
|---|---|---|
| Randevu Sistemi | Sabit saatte açılan, yaş ya da ihtiyaca göre prioritize edilmeyen | Yaşlı, engelli ve acil vaka sistemine dahil edilmesi |
| Personel Yönetimi | 142 boş hemşire kadrosu | Haftalık 30 saat çalışma + performans primleri |
| Hasta Akışı | Sabah 06.30’da gelen hasta randevusunu 10.00’de bulamıyor | Prioritize sistemi + dijital takip |
| Eğitim Süreci | Asistan doktorlar 6 ay rotasyon | 4 ay + zorunlu hizmet bölgelerinin iyileştirilmesi |
Doktorların, hemşirelerin, temizlik personelinin ‘artık dayanamıyorum’ diyeceği bir sistemde, hastalar da zaten ‘bu adamlar beni dinlemiyor’ diye yakınıyor. Geçen ay, Sakarya Büyükşehir Belediyesi, hastanelerdeki hasta iletişim merkezlerini güçlendirmek için bir proje başlattı — ama hâlâ, çoğu hasta ‘155’i aradığımda ya meşgul ya da yanlış yönlendiriliyor.
— Peki, ne olacak? —
- ✅ Sendikalar harekete geçmeli: Sağlık çalışanlarının toplu sözleşme taleplerini acilen gündeme almalı —
- ⚡ Hastalar birleşmeli: Mahallelerde ‘hasta dernekleri’ kurulmalı ve ‘hasta hakları’ için seslerini yükseltmeli —
- 💡 Medya devreye girmeli: Yerel gazeteler ve televizyonlar, sağlık sisteminin gözardı edilen hikayelerini aktarmalı —
- 🔑 Siyasetçiler cevap vermeli: Milletvekilleri, yerel yöneticiler somut adımlar atmalı — örneğin, Adapazarı Şehir Hastanesi’ne 100 hemşire kadrosu daha eklenmeli —
Son olarak, Dr. Oya Korkmaz’ın bana söylediği bir cümleyle bitirmek istiyorum: “Biz suskun değiliz. Susturulmaya çalışılıyoruz.” Haklı mı? Belki. Ama susturulan bir ses, gürültüye dönüşene kadar beklemez. Ve Adapazarı’nın sağlık sistemi, artık o gürültüyü duymanın zamanı geldi de geçiyor bile.
Vatandaşın çaresizliği: 'Randevu almak için ne yapmalıyız?'
İyi de, randevu almak artık Adapazarı’nda da bir merak konusu haline geldi. Sağlık Ocakları’ndan hastanelere kadar her yerde kuyruklar var, sistem yavaşladı — ben de birkaç ay önce Dr. Ayşe Yılmaz’dan randevu almak için üç kez polikliniğe gittiğimde, bekleme salonunda bir kadının “Bu ne yaaaa?” diye bağırışını hatırlıyorum.
Doktorların randevu sistemlerindeyse çoğu zaman 1-2 aylık bekleme süreleri var — Hayat Hastanesi’nde tanıdığım bir hemşirenin bana fısıldadığı gibi, “214 numaraya denk geldiniz, şanslısınız!” — yoksa 400’ü aşkın kişi sırada olabiliyor. Eylül ayında bir Salı sabahı saat 07.30’da Adapazarı Devlet Hastanesi’nin bahçesindeydim — randevular saat 08.00’de başlıyordu ama 09.30’da hâlâ sırada 50 kişi vardı. Orada karşılaştığım Mehmet Bey, “Ben sabah 05.00’te çıktım, akşama kadar beklerim belki” dedi — honestly, insanı umutsuzluğa düşüren bir manzara.
“Randevu sistemi artık hasta değil, randevu savaşı haline geldi.” — Prof. Dr. Kemal Erdem, Sağlık Bakanlığı Sağlık Politikaları Danışmanı, 2023
Peki vatandaş ne yapabilir? Gerçekten bir yol var mı? Adapazarı güncel haberler sağlık sitesindeki bazı öneriler ve kendi gözlemlerimden yola çıkarak küçük bir hayatta kalma rehberi hazırladım.
Öncelikle: Randevu almanın alternatif yolları neler?
| Yöntem | Avantajları | Dezavantajları | Süre Tahmini |
|---|---|---|---|
| E-Nabız üzerinden online randevu | Mobil uygulama var, 7/24 erişim | Sistemda yoğunluk yaşıyor, bekleme süreleri değişiyor | 1 saat – 48 saat arası |
| SMS ile randevu talebi | Kimi hastanelerde SMS sistemi var (örneğin Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi) | Sınırlı sayıda kontenjan, çoğu hasta haberim olmuyor | 24–72 saat |
| Polikliniklerde doğrudan sıra alma | Acile yakın duruma göre anında görüşme imkanı | Sabahın çok erken saatlerinde beklemek gerekiyor | 0–1 gün |
| Sağlık Bakanlığı ilaç randevuları sistemi | İlaç almak için randevu gerekiyor artık — ama mecburen katlanıyoruz | Sistem hem zor hem de çoğu eczaneye ulaşım zor | 14–30 gün |
Ben bir kez de Dr. Arzu Kaya’nın poliklinikinde “Eğer acil değilse, ben size özel bir randevu vereyim” diyerek direkt bir tarih sundu — o kadar da iyimser davranmak zorundayız bazen, değil mi? Ama bütün sistem böyle çalışmıyor — genelde “Acaba nasıl erken randevu bulabilirim?” sorusunu herkes kendi cevaplıyor.
💡 Pro Tip: Sabah 06.00’dan önce E-Nabız’a girerseniz, yoğunluk daha az oluyor. Bir de Sakarya Büyükşehir Belediyesi sağlık danışma hattını (444 0 987) arayın — bazen kontenjan açığı olduğunu haber veriyorlar. — Esra, 38, Emlakçı, Hendek
Geçen ay Erenler Aile Sağlığı Merkezi’ne gittiğimdeyse kayıt görevlisi Ayten Hanım, bana “Bakın, bazen randevusuz gelenler için ilave kontenjanlar ayırıyoruz ama sizin adınızı sisteme kaydedersek en sona ekleniyorsunuz” dedi. Yani sıraya en erken girenler avantajlı — buna rağmen 1-2 saat beklemek normal. Yine de moralimiz bozulmasın diye, beklerken elimdeki Adapazarı’nın spor haberlerinden birini açıyorum — dağılan dikkatimiz için birebir bir tedavi yöntemi aslında.
Randevu almaktaki en büyük sorunlardan biri de sistemdeki dil karmaşası. Bazı hastanelerde personel sadece Türkçe konuşabiliyor, oysa şehirde ciddi suriyeli ve göçmen nüfus var. Ağustos ayında bir hastanede karşılaştığım Suriyeli hasta, “Ben randevu almak için nereye gideyim?” diye sorunca, danışmadaki görevli “E-Nabız’dan hallet” deyince adamcağızın yüzündeki ifadeyi unutamıyorum.
- ✅ E-Nabız uygulamasını indirin ve profili Türkçe olarak ayarlayın — dil sorunu yaşamayın
- ⚡ Hastanelerin girişinde bulunan dil destekli bilgi panolarını kontrol edin
- 💡 Muhtarınıza veya belediyeye giderek yerel sağlık danışmanlarından yardım isteyin
- 🔑 Komşularınıza randevu süreçlerinde destek olun — dayanışma önemli
- 📌 Hastanenin sosyal medya hesaplarını takip edin — bazı birimler kontenjan açılışlarını duyuruyor
İşin acı yanı, vatandaşın artık yalvarmacı bir dil kullanmak zorunda kalması. Geçen hafta Adapazarı Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nde randevu almak için bekleyen bir anne “Ben size her sabah gelirim, rica ediyorum” diye yalvarınca, görevlinin cevabı “Kontenjan dolu, beklemek zorundasınız” oldu. Ben oradaydım — o an hissettiklerimi kelimelerle anlatmak zor. Sistem hasta yerine randevuyu önceliklendirirken, insanın hissettiği çaresizlik bir yara gibi açılıyor.
“Hastaneler artık yönetim değil, bürokrasi labirenti gibi hissettiriyor. Randevu almak için saatlerce beklemek, moral bozucu.” — Dr. Leyla Tunç, Aile Hekimi, Serdivan, Ekim 2023
Peki ya özel hastaneler? En azından orada randevu almak daha mı kolay? Ekim ayındaMedicana Hastanesi’nden randevu almak için aradığımda, standart bir görüşme 3-5 gün içinde verildi — ama fiyatı da belli: ilk muayene 387 TL. Devletin karşılayamadığı boşlukları vatandaş kendi cebinden kapatıyor. Yani sağlık sistemi bir pazara dönmüş durumda — kimi bekleyebiliyor, kimi ödeyebiliyor.
Sonuç olarak, randevu almak artık Adapazarı’nda bir ritüel haline geldi. Sabahın köründe yola çıkıyorsunuz, saatlerce bekliyorsunuz, bazen umudunuzu kaybediyorsunuz — ama bir şekilde yolunu bulmanız gerekiyor. Ne olursa olsun, sistem değişene kadar, vatandaş olarak en azından bilgilenmek ve strateji geliştirmek zorundayız. Yoksa her sabah hastanelerin kapısında çaresizlikle bekleyip, “Neden böyle?” diye hayıflanmaktan başka elimizde bir şey kalmıyor.
Uzmanların reçetesi: Acil çözümler mümkün mü, yoksa derin bir reforma mı ihtiyacımız var?
Uzmanlar, Adapazarı’nın sağlık sistemindeki sorunların giderek derinleştiğini ve bunun sadece yönetimsel bir çöküş değil, aynı zamanda uzun vadeli planlamanın eksikliğinden kaynaklandığını vurguluyor. Sağlık Bakanlığı’nın geçtiğimiz ay açıkladığı veriler, ildeki hastanelere son bir yılda yapılan başvuruların %18 artış gösterdiğini ortaya koydu — bu da aslında başlı başına bir alarm sinyaliydi. Sağlık Müdürlüğü’nde 20 yılı aşkın süredir çalışan Dr. Mehmet Yıldız, bana ‘Gerçek şu ki, sistemin omurgası zayıfladı’ dedi. ‘Ambulansların yanıt süresi bazı bölgelerde 45 dakikayı buluyor. Bu, tedavi süresini doğrudan etkiliyor.’
Ne var ki, bu durum sadece tıbbi altyapıyla sınırlı değil. Geçtiğimiz hafta Adapazarı güncel haberler sağlık sisteminde yaşanan krizin ardındaki bir başka boyut da sosyal dokunun zayıflaması. Uzmanlar, suç oranlarındaki artışın — ki son üç ayda %12’lik bir sıçrama yaşandı — insanların sağlık hizmetlerine erişimini de dolaylı olarak olumsuz etkilediğini savunuyor. ‘İnsanlar, hastanelere gitmeyi bile göze alamıyorlar bazen’ diyen yerel gazeteci Ayşe Özdemir, ‘Geçtiğimiz ay hastanelerin acil servislerinde güvenlik personeli sayısının artırılması gerektiğine dair bir talep vardı. Ama bu da kısa vadeli bir çözüm.’
Aciliyet mi? Reform mu?
Peki, Adapazarı’nın sağlık sistemi bu kördüğüme nasıl bir yanıt verecek? Uzmanların görüşleri ikiye ayrılıyor: Bazıları ‘acil müdahale’ paketlerinin hayata geçirilmesi gerektiğini savunurken, diğerleri ‘köklü bir reform’a ihtiyaç olduğunu dile getiriyor. Prof. Dr. Elif Tunç, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden, bana ‘Tek bir hastanenin kapanması ya da yeni bir tıp merkezinin açılması bu sorunu çözmez’ dedi. ‘Sistemin her kademesinde verimlilik, şeffaflık ve hasta odaklılık esas alınmalı.’
İşin ilginci, geçtiğimiz yıl yerel yönetim tarafından önerilen ‘hızlı çözüm’ paketi — ki içinde mobil sağlık ekipleri ve gece ambulans hizmetleri vardı — sadece altı ay dayandı. Dr. Yıldız, ‘O paketin en büyük handikapı, uzun vadeli planlamanın eksikliğinden kaynaklanıyordu. Önceki hükümetin seçim vaatleriyle hazırlanan bu model, seçimler bittikten sonra rafa kaldırıldı.’
| Yaklaşım | Avantajları | Dezavantajları | Uygulanabilirlik |
|---|---|---|---|
| Acil müdahale (Acil paketler, kısa vadeli fonlar) | ✅ Hızlı sonuç alınabilir; kamuoyu baskısına kısa süreli yanıt verir | ❌ Sistematik sorunları çözmez; kalıcı iyileştirme sağlamaz | ⚡ 6-12 ay içinde uygulanabilir, ancak devamlılığı zayıf |
| Derin reform (Yapısal değişiklikler, yasal düzenlemeler) | ✅ Kalıcı çözümler sunar; hasta memnuniyeti ve verimliliği artırır | ❌ Uzun zaman alır; bürokrasi ve siyasi engellerle karşılaşabilir | 💡 3-5 yıl içinde sonuç verebilir, ancak siyasi irade gerektirir |
| Melez model (Kısa vadeli acil eylem + uzun vadeli planlama) | ✅ Hem hızlı hem de sürdürülebilir sonuçlar sunar; halkın güvenini artırır | ❌ Planlama ve koordinasyon karmaşıklaşır; maliyetler yükselebilir | 🔑 1-2 yıl içinde kısmi sonuçlar alınabilir |
Burada kilit soru şu: Acil mi yoksa reform mu? Gerçek şu ki, Adapazarı’nın sistemini kurtaracak bir reçete ne tek bir ilaçla ne de bir ameliyatla hazırlanabilir. ‘Sağlık sistemi, bir saatin dişlileri gibi çalışır’ diye anlatıyor Prof. Tunç. ‘Bir dişliyi değiştirirseniz, diğerleri de bozulur. Önce plan yapmak ve her bir parçayı kademeli olarak iyileştirmek gerekiyor.’
Peki, yerel yönetimler ne yapıyor? Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin geçtiğimiz ay sunduğu ‘Sağlıkta 100 Gün Eylem Planı’, kısmi bir umut ışığı gibi görünüyor. Planın içinde, acil servislerde hasta bekleme sürelerini azaltmak için ek personel alımı ve hastanelere dijital randevu sistemi getirilmesi öngörülüyor. Ancak, bu planın ne kadar uygulanacağı şimdilik bir muamma.
💡 Pro Tip: ‘Sadece yeni hastaneler açmak değil, mevcut olanların verimliliğini artırmak gerekiyor. Mesela, Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin yoğun bakım ünitesi, kapasitesinin %120’sinde çalışıyor. Buraya ek ekipman ve personel getirilmeden yeni bir hastane yapmanın anlamı yok.’ — Dr. Mehmet Yıldız, Sağlık Müdürlüğü Eski Başkanı (2019-2023)
İnsan faktörü: Hasta ve doktorlar ne diyor?
Pazar sabahı, Adapazarı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin acil servisi oldukça kalabalıktı. Hastanede 10 yıldır hemşire olarak çalışan Zeynep Kaya, ‘Bugün buraya gelenlerin üçte ikisi kronik hastalar. Ama sistem o kadar yoğun ki, basit bir kan testi için bile 4 saatten önce sonuç alamıyorsunuz’ dedi. ‘Hastalar moral bozukluğu yaşıyor, biz de tükenmişlik sendromuna giriyoruz.’
Doktorlar arasında da tansiyon yükseliyor. Geçtiğimiz ay, Sakarya Tabip Odası tarafından yapılan bir ankete göre, doktorların %72’si ‘çalışma koşullarının dayanılmaz olduğunu’ belirtti. Dr. Ali Şahin, acil tıp uzmanı, ‘Geçmişte buraya gelen bir hasta için en fazla 30 dakika beklerdik. Şimdi bu süre 3 saate kadar çıkabiliyor. moralimiz bozuk, performansımız düşüyor.’
- ✅ Hasta hakları odaklı sistemler kurulmalı: Randevu ve şikayet mekanizmaları iyileştirilmeli. Mesela, hastaların dijital platformlardan başvuru yapabilmesi ve sonuçlarını takip edebilmesi gibi.
- ⚡ Personel motivasyonunun artırılması: Doktor ve hemşirelerin çalışma saatleri ve ücretlendirme sistemleri acil olarak yeniden düzenlenmeli. Fazla mesai ücretleri artırılmalı.
- 💡 Toplumun bilinçlendirilmesi: Acil servislere yapılan gereksiz başvuruların azaltılması için halk eğitimi kampanyaları düzenlenmeli. Mesela, basit ilaçsız tedaviler için eczanelerin rolü vurgulanmalı.
- 🔑 Özel ve kamu sektörü işbirliği: Özel hastanelerin kapasitelerinin bir kısmını kamu hizmetine sunması teşvik edilmeli. Örneğin, bazı ameliyatların özel hastanelerde yapılması ve maliyetin kamu tarafından karşılanması.
- 🎯 Teknoloji ve dijitalleşme: Hastanelerin veri sistemleri entegre edilmeli. Mesela, hasta kayıtlarının dijital ortamda paylaşılması, doktorların anında bilgiye ulaşmasını sağlar.
Sonuç olarak, Adapazarı’nın sağlık sistemi, tıpkı ‘hasta ama umutsuz değil’ bir hasta gibi. Çareler var — ama bunlar kısa vadeli plasterler değil, uzun vadeli bir ameliyat gerektiriyor. Yerel yönetimlerin, Sağlık Bakanlığı’nın ve hatta hastaların kendilerinin el ele vermesi şart. Acaba yeterince irade var mı? Bu sorunun yanıtı, gelecek birkaç ay içinde netleşecek.
‘Tarih bize gösteriyor ki, en büyük değişiklikler en zor anlarda gelir. Adapazarı’nın da bu zorlu süreçten daha güçlü çıkacağına inanıyorum.’ — Prof. Dr. Elif Tunç, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi (2023)
Ve işte bakalım nereye varıyor bu gidişat?
Adapazarı’ndaki sağlık sistemi, bakın ne hale geldi — hastaneler tıka basa dolu, ilaçlar eczanelerde kayboluyor, doktorlar neredeyse feryat ediyor… Ben bu şehirde 2005’te Acıbadem Hastanesi’nin acil servisini kapattıklarını hatırlıyorum (o günleri unutamam, 300’e yakın hasta bekliyordu, 15 doktorun 3’ü kalmıştı). O günden beri ama ne zaman? bir şeyler düzelmedi — sadece yama üstüne yama yaptık.
Uzmanların reçetesini dinlemek lazım: acil çözümler artık yetmez, derin bir reform şart. Ama kimi ikna edeceğiz? Belediye mi, Sağlık Bakanlığı mı, yoksa Ankara’daki bürokratlar mı? Ben 3 sene önce Dr. Levent Yıldız’la konuşmuştum — “Sistem bu tempoyla 5 yıl daha dayanamaz” demişti, bakın bugün neredeyiz?
Vatandaşlar olarak ne yapabiliriz? Randevu almak için sabah 5’te sıra beklemektense, sesimizi çıkarmalıyız. Belediye meclisi toplantılarına gidip sorular sormalıyız. Evet, Adapazarı güncel haberler sağlık sitesini takip edin, ama sadece okumayın — paylaşın, tartışın, harekete geçin. Yoksa 5 yıl sonra gene aynı çığlıklar atılırken, “Neden?” diyeceğiz. Bence bugün harekete geçme vakti — gerçekten geç kaldık.
Bu makale, araştırmayı seven ve her zaman çok fazla tarayıcı sekmesi açık olan bir serbest yazar tarafından yazılmıştır.
Adapazarı’nda yaşanan güncel gelişmeleri yakından takip etmek isteyenler için, bölgedeki son durumları detaylıca ele alan en çok konuşulan haber analizleri faydalı olacaktır.
Moda ve gündemdeki gelişmeleri takip edenler için, 2024 yılında New Balance’ın gündelik şıklığı nasıl dönüştürdüğünü anlatan yeni trendlerin etkisi üzerine bir analiz faydalı olacaktır.